İlk İşe Giriş

Tezer Öner Başlık Resmi
Tezer Öner Logo
İçeriğe git

İlk İşe Giriş

Tezer Öner
Published by Tezer Öner içinde Profesyonel · 6 Nisan 2021
Tags: TezerCekiÖnerİlkBaşarıGayretSabırOyunStratejiGörüşmeMutlulukİnanmakBaşarmakPazartesi
Mart’ın ilk haftası her zaman mı bu kadar soğuk olur?

1

Pazar günü evde sabah kahvaltısında Önder’lerdeyim. İstanbul’da oturan kankam… İşsizlik güçsüzlük Bursa’da başıma vurdu kar-kış dinlemeden kaçtım ama bir haftadır evde hapis durumdayız. Bir iki Cadde’de yürüyelim dedik kıçımız dondu. İkimiz de işsiziz. Benim ailem pek baskı yapmıyor ama onunki bayağı yapıyor ve herif bunalımda… Benden iki yaşa yakın büyük… Ama şansızlık mıdır nedir bilmiyorum 6 aydır falan işsiziz. Ben daha önce zaten babamla çalışıyordum. Yaktın bizi Tansu abla yaa… İşi gücü kapattık dağıldık bittik… Devalüasyonda ancak kıçımızı kurtarmaya yetecek parayla ama ciddi bir mal ve iş – düzen kaybederek hayatta kalmaya çalışıyoruz.
 
Önder sabah benden önce davrandı ve gazeteyi kaptı. Hürriyet İK elinde mutfakta kahvaltı yapmakta bir taraftan da ilanlarla dalga geçmekteyiz. Gazete onda olduğu için o okuyor ben de yorum yapıyorum.

“Tezer olum dinle şunu bak” bir yandan sırıtmaya başladı bile…

“Ne? Oku hadi… “  Bu arada ekmeğe Sarelle sürmekle meşgulüm aslında dikkatimi dağıtacak hiçbir şeye bakacak halim yok…

“Sektöründe lider bir şirkete satış danışmanları alınacaktır. Kariyer imkanı ve yükselme garantisi olan pozisyonumuz için dört yıllık yüksek okul mezunu tercihan yüksek lisansını yapmış, askerlikle ilişkisi olmayan ve en az iki sene saha tecrübesi bulunan ve 25 yaşını geçmemiş elemanlar aşağıdaki adrese şahsen veya faks numarasına özgeçmiş göndererek başvurabilirler.”

“Eee ne var bunda lan manyak mısın?” bu arada ben Sarella’dayım hala…

“Oğlum hesaplasana lan hepsini yapınca zaten 26 yapıyor. Hatta hazırlık okuduysan 27 bir de lise de hazırlık okuduysan 28… Mal lan bunlar… hahahahaha”

Evet Önder haklı… Sarella yeme durumunda olduğumdan kafam çalışmaya başladı. “Oğlum ben daha kötülerini de gördüm boş ver!”. Zaten piyasada hem yağ çeksin hem satış yapsın hem paltomu tutsun hatta arabamı da kullansın sonra gelip rapor da yazsın tarzı patron çoktu. İkimiz de bunu iyi biliyorduk.

“Aaa Tezer!!… Oğlum bu sana uyar bak dinle..”

“Dinliyorum da bak cebimde beş kuruş kalmadı. Bursa’ya dönmem lazım. Ayrıca bir haftadır sizdeyim baymışımdır artık. Annen artık beni de azarlamaya başladığına göre bayağı iç içe geçtik ben yavaştan kaçar… İstanbul’a gelmeyi de hep hayal etmiştim. Ben ettikçe o benden kaçtı… Boş ver şimdi ben yarın dönerim. Hem yanımda giyecek bir şey yok. Seninle aramızda 25kg olmasa neyse de hahahahaha”

“Oğlum bi sus… Dinle bak… Uzakdoğu’dan hammadde ithalatı ve temsilciliği yapan şirket, satış müdürü ve bölge satış temsilcileri arıyor. Telefonu da bu bak… Mecidiyeköy’de… Sabah ararız olmazsa sen basar gidersin… ok?”

“İyi görünüyor... Öyle olsun… “

2

“Günaydın Önder… Naber?...”

“İyi lan… Telefonu verecektim ben de ara hadi…”

Zzzııııııııırrrrrrrrrrrrrrrrr

“Alll-loooooo..??” kız fena pazartesi sendromunda daha uyanmamış, sanırım en yayvan ağız hareketiyle telefonu açtı.

“Merhaba hanımefendi… Ben iş ilanı için aramıştım..?”

“Hangisi için?”

“Ben satış müdürlüğünü tercih ederim ama siz satış temsilciliğini uygun görecekseniz eğer onu da konuşabiliriz tabii…” hahahah hakikaten uyuyor.

“O zaman ben sizi Hakan Beye bağlayayım. Adınız neydi?”

“Diğeri için kimle görüşmem gerekiyor? Tezer... Tezer Öner”

“Onun için de Hakan Beye bağlamam gerekiyor… bi dakka…”

“Tıııssssss…” Yok artık... Neyse susuyorum...

3

“Alo ben Hakan… Buyurun…”

“Merhaba ben de Tezer… ( onun soyadı yoksa benim neden olsun ki? ) satış müdürlüğü için aramıştım… Ne zaman sizinle görüşebilirim acaba?”

“Çarşamba uygunum… Sabah 10.00 diyelim mi?”

“Hakan Bey ben İstanbul’da misafirim mümkünse bugün görüşmek isterim zira dönmem gerekiyor da… Ama mümkün değilse n’apalım kısmet değilmiş deriz.”

Hakan bana biraz sorular sormaya ve hızlı bir telefon görüşmesine daldı. On dakika sorgulama faslından sonra…

“Hemen gelebilir misiniz?.. Şimdi çıkarsanız bir saate burada olursunuz ve ben de sizinle öğleden önce görüşürüm.”

“Elbette, istediğiniz bu olsun… Bu arada arkadaşım da aynı görüşmeye girebilir mi? Sonuçta ikimiz de satış kökenliyiz… “

“Tamam, beraber gelin…”

“Teşekkür ederiz…”

4

Kapı otomatik olarak açıldığı anda ilk adımlarımızı atıyorduk şirketten içeri… Gerçekten giyecek bir şeyim yoktu. CAT botların üzerine bir Wrangler kot giymiştim ve onun da üzerinde fıstık yeşili Benetton sweat-shirt ve onun da üzerinde lacivert kayak yeleğim vardı. Saç baş uzun ve dağınık ama sakal traşlarımızı olmuştuk. Önder biraz daha derli topluydu. En azından kanvas pantolon ve gömlek üzerinde de kaşe paltoyla benim yanımda daha bir iş adamı görüntüsü çiziyordu.

“Merhaba hanımefendi!..”

“Aaa… Bi dakkkaaaa… Hahh!.. Şeyy… teşekkür ederim bu gün kargo yok…” Bir de zoraki gülücük… Ehh hak ettim ben… Trekking kıyafetiyle iş görüşmesine mi gelinir…

“Yok, biz iş görüşmesine geldik… Hakan Bey aceleyle çağırınca mecburen bu şekilde gelmek zorunda kaldım… Kocaman sıcacık bir gülücükle beraber sekreterin gözünde durumu Hakan’a çakmış oldum. Ehehehe”

“Hee… O zaman şöyle geçin bekleyeceksiniz biraz… Ben haber vereceğim size alacağı zaman…”

“Teşekkür ederiz. Önder bey de aynı sebepten burada. Önce ben görüşürüm benim ardımdan da onu alırsınız olmaz mı? Birbirimizi fazla beklemeyelim?”

“Olur… Alırım…”

Bekleme salonunda en az beş kişi daha var. Bizim MESAİLER dediğimiz kabileye ait bu arkadaşlar. Dazlağa yakın kısa kesilmiş saçlar, sinekkaydı tıraş, siyah veya lacivert takım elbise ama ucuzundan, kırmızı kravat ve beyaz gömlekler… Arkalarını dönseler muhtemelen herkes onları karıştırabilir. Ha bir de Bond çantalar var. İçinde ne varsa? Tek bir dosya ve içinde maksimum üç yaprak cv için taşınan Bond çantalar. Hadi bilemedin üç yaprak ta referans mektubu çıksın… Kibarlıktan höşmerim kıvamında görünmekle beraber aynı pozisyon için insanı kabasından ısırıp iki lokmada seni yemeye hazır vahşiler. Bu tarz hıyarlıklara uyuz olurum. Şekilden ölmediğimiz bir gün olursa belki çalışma performansımıza da bakarlar diye düşünmeden edemedim… Neyse… Mecburen bu dallamaları bekleyeceğiz.       

5

“Tezer beyyy!!!...”

“Buyurun hanımefendi… Geliyorum…”

Hakan klasik bir müdürdü. Yani bir MESAİ’ydi. Masası da klasikti. Her şey vardı. Hatta gözüme bir de ses kayıt cihazı takıldı. Bu yeni minik Olympus’lardan. Ama onu yanlış yerde kullanırsa veya patrona karşı denerse kesinlikle başı derde girer, haberi var mı acaba? Oda küçük ve hatta tıkış tıkıştı. O daracık odaya bir de boş bir masa daha koymuşlardı. Demek satış müdürü burada oturacak. Büyüyen şirketin küçücük ofis dairesi durumu…

Ben bu herifle aynı odada hayatta oturmam… Zaten satış müdürü de olsam satış temsilcisi de olsam şirkette oturmam ki… Ancak rapor yazmak için falan… Neyse…

Ivır zıvır muhabbetler, okullar, hayaller, efendim beş sene sonra kendinizi nerede görüyorsunuzlar ( Buraya girersem seni şutlayıp şirket müdürü olarak daha büyük bir odada kendi başıma oturacağım. Bir de bu sekreterin yanına en azından bacakları uzun ve ayık olanından bulacağım… Hayret bi şey yaa… Ben Bursa’ya dönecek bilet parasını düşünüyorum aga… Sen neredesin ben neredeyim??? ) Gelecek kaygımızı beş yılla beş saat olarak realize edildikten sonra daha fazla detay konuşmaya başladık.

“Tezer Beycimm, demek siz Bursa’dasınız ve Bursa’lıları çok iyi tanıyorsunuz?? Mesela Bursa’nın sanayici zengin ailelerini de tanıyor musunuz?”

“Elbette Hakan Beycimm… Bursa çok küçük bir yer sayılır İstanbul’a göre… Cebinizde azıcık paranız varsa en zenginiyle bile haftada üç kere aynı yerde karşılaşır ve yer içersiniz… Ayrıca ailemiz tanınan ve sevilen bir ailedir. Lüks tüketim malzemeleri sattığımız bir de mağazamız vardı ama krizden dolayı kapattık ben de o yüzden iş arıyorum… ( Yoksa senin gibi yamyam gözlerle bana bakarak bu heriften kemiksiz kaç kilo satış çıkar diye hesap eden birinin karşısında hayatta oturmazdım… )

Konuyu biraz derinlemesine anlatarak isimlerle örnekler vermeye başlayınca Hakan’ın gözlerindeki dolarları neredeyse sayabilecek netlikte görmeye başladım. Ha demek senin ilacın buymuş ehh biraz daha gaz verelim o zaman…

“Ooo oooo biz onlarla apartman komşusuyuz, hatta Nanezadeler benim sünnetimde arabalarını verdiler, Hansun&Cansun Tekstilin oğlunu geçen hafta dövdüm abi köpeğin olayım diye peşimde geziyor…” Bu esnada artık abartmayı bırakayım diye düşündüm adamın ağzından ciddi salya akmaya başladı. Hatta bana Türk kahvesi ısmarladı… Şimdilerde biraz daha gençleri adam yerine koyduklarından ısmarlıyor olabilirler ama o zamanlar var ya Türk kahvesi ne konuşmaktan boğazın kurur su vermezlerdi adama… O derece yani... Dur sen dur sevgili okurum anlatacağım ileride onları da…

“Tezer Bey siz tam aradığımız bir arkadaşsınız. Biraz bekleyin ben sizi patronumuz Ceki Bey ile tanıştırmak istiyorum. “

“Elbette Hakan Beycimmm zaten bu akşam dönmem gerekiyor. Dolayısıyla ne kadar erken tanışırsam o kadar iyi…”

Hakan odadan koşarak çıktı.

6

“Pşşştt… pşşt naber lan?” Fısıldıyorum… Bekleme salonunda Mesailer artmış… Önder’la iki laflamak için ben de çıktım odadan. Çocuk daralmış. "Tamam lan gireceksin işte birazdan görüşmeye sen içerdeyken ben de Ceki’yle konuşurum. Sonra gideriz. Ben satış müdürü olursam zaten sen benim takımımdasın hırbo…"

“Hassttt... git… “ ama benim görüşmem iyi geçtiği için o da sırıtıyor. Stresi egale etmek için espri ve soğukkanlılık iyidir. Sonuçta işe girsek te girmesek te bir saat sonra hayat devam ediyor olacak.

7

Odadan girerken ilk önce kapı ve her yeri kaplayan lambriler gözüme çarptı. Çok ağır bir döşeme tarzı hâkim, salon çalışma odasına çevrilmiş. Şirketin kalanında harcanmayan bütün para bu odaya harcanmış belli… Bu da bana patronun genel yaklaşımı konusunda bir fikir vermeye başladı… Çalışırım kazanırım ama paylaşmam… Hmmm…

“Merhaba, buyurun oturun lütfen şöyle…” Eliyle masanın önündeki koltuğu işaret ederek… Bu arada beni odanın girişinde ayakta karşılamış olması bir beyefendi olduğunu ve terbiyesini gösteriyor. Bu adama Hakan’dan daha iyi davranmam gerektiği ortada…

Ses tonu ve görüntüsüyle beni iyiden iyiye etkiledi. 1.90 civarında boy gri beyaz kıvırcık hafif uzun saçlar, mavi gözler ve Agah Hun gibi oturaklı ve kalın bir ses tonu… Odanın kasvetli görüntüsü de eklenince adam gözümde Yunan Tanrılarından biri gibi görünmeye başladı… Doğal olarak insan hafif bir eziklik hissi ve psikolojik baskının karışımı bir etkiyle gelen mide krampına maruz kalıyor.

Hakan sonuçta bir müdürdü ve bir gün benim de olabileceğim ulaşılabilir veya alt edilebilir bir pozisyonda ve bana rakipti. Ama bu adam patron… Sonuçta fiziksel özelliklerini bir kenara bıraksam bile milyon dolarları kenara atmış, ticari başarı ve iletişim konularında saygıyı hak edecek bir ömür sürmüş orta yaşın üzerinde tecrübesi ve zekâsıyla beni yerden yere vurabilecek biriydi…  Ve ilah konuşmaya başladı…

“Sizi dinliyorum… “

“Pardon efendim? Anlayamadım… “

“Sizi dinliyorum Tezer Bey… Anlatın… “

“Nereden başlamamı istersiniz?”

“Tamamen serbestsiniz… İstediğiniz yerden başlayabilirsiniz…”

“Ceki Bey zamanınız kısıtlıdır. İsterseniz siz öğrenmek istediklerinizi sorun ben ona göre başlayayım…”

“Yo siz bildiğiniz gibi anlatın…”

O zaman aslında bir satış testinde olduğumu anladım. Ürün bendim. Karşımda da beni alıp almamaya karar verememiş bir müşteri vardı. Şimdi Ceki Bey beni bu şekilde bırakarak aslında ilerde de bir ürünü onunla ilk karşılaşan birine nasıl satacağımı anlamaya çalışıyordu. O anda adamın zekasına hayranlık duydum. Ehh madem dümen bende… Satıcı benim… O zaman benim malım en iyi mal… Görelim bakalım satış nasıl yapılır?!

“Ceki Bey, efendim ben Bursa doğumluyum. İlk, orta ve liseyi Bursa’da okudum ve oradan da sizin tam ihtiyacınız olacak olan Uludağ Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Bölümüne girdim. Babamın işi dolayısıyla uzun süre onunla kaldım ve şirketinde beraber çalıştık. Bizim işimiz daha çok perakende sektörü olmakla birlikte sizin hedef kitleniz olan fabrikaların ve sanayi tesislerinin müdürleri ve sahipleri bizden sıklıkla alış veriş yapmaktaydı… Hatta Hakan Beye birkaç örnek te verdim…”

“Evet Hakan Bey bahsetti… Etkileyici… Devam edin lütfen…”

Ceki Bey soru sormuyor ve lafımı kesmiyordu… Bu ya doğru yolda olduğumu gösterir ya da birkaç dakika içinde görüşmeyi sonlandırabilir. Adamın yüzünden de hiçbir şey anlayamıyorum ki… Hiç işaret vermiyor. Ama madem ben bir ürünüm ve ona kendimi satacağım o zaman ürünün gereksiz özelliklerini bir kenara bırakalım ve direk onu ilgilendirecek özelliklere yoğunlaşalım… Değil mi?

Orta, lise faslını bir cümleyle geçtim… Hatta üniversitede öğrenci olduğum kısmını bile çok hızlıca geçtim. Sonuçta belli ki pratik bir adam ona iyi bir satıcı olduğumu gösterecek bir şeyler bulmam lazım… Hem konuşmak ve aynı anda hem de düşünmek güzel bir histir. Özellikle korktuğunuz veya adrenalin hissettiğiniz zamanlarda… Emin olun hem performansınız hem de yaratıcılığınız artar.

Ne yapabilirim diye düşünürken aynı anda babamla geçirdiğimiz iş hayatımızı anlatıyor bir yandan da Ceki Beyin masasını duvarlarını mümkün olduğunca göz temasını kaybetmeden inceleyerek kendime ip uçları çıkarmaya çalışıyorum. Etraf çok dağınık ve karışık… Hah buldum bu biir…

“Ceki Bey ben de çok dağınık ama bir o kadarda kendi içinde düzenli bir insanım… Çok düzgün kayıt tutar, mutlaka her şeyin notunu alır ve periyodik raporlamaya çok dikkat ederim… Babam çok titiz biridir efendim.”

“Öyle mi? Karıştırmıyor musun dağınıklığında bıraktıklarının yerini?”

“Dağıttıklarımı ben toplarsam asla efendim… Ayrıca bir şeyi bir yere koyduysam mutlaka aynı yerde ararım. Annem bile girip benim odamı toplamaz… Sadece toplamamı rica eder…”

“Bir saniye Tezer Bey…” telefonu eline aldı ve bir numara çevirdi… “Kızım Tezer Beye bir kahve getirin… Nasıl içersiniz Tezer Bey?”

“Orta rica edebilir miyim efendim?”

“Kızım orta olsun ben de istiyorum…” telefonu kapattı…

İşte bu… 15 dakikalık performansımın neticesi en az bir saat daha kalacağımın garantisi oldu… Kahve demek en az bir saat daha oradayım ve anlatıyorum demek. Bu iyi yolda olduğumun bir göstergesi… Ceki Bey nedense kahve olayına girerek ikinci bir seviyeye geçmiş oldu… Artık şundan eminim ki ilk prezantasyonum kabul edilmiş ve ikinci test başlamış durumda…

“Ceki Bey bu arada kılık kıyafetim için özür dilerim. Ben aslında burada arkadaşımın yanında tatildeydim. Dolayısıyla iş görüşmesine uygun bir kıyafet yanımda getirmemiştim…” Çaresizce aylardır iş aradığımı bilmek zorunda değil… Değil mi?

“Tezer Bey ben sizin aklınızdakilerle ilgileniyorum… Rahat olun lütfen…”

Vay vay vay, açılmaya başladık… Haydi hayırlısı… Masada bol bol dergi ve gazete var… Gündemi takip ediyor… Ben de ediyorum… Ona da göstermem lazım ettiğimi…

“Efendim sonra, biliyorsunuz ki Çin’den gelen mallar iç piyasaya ihraç kaydıyla çekilmekte ve sonra da büyük çoğunluğu Avrupa Birliği ülkelerine ihraç edilmekte… Gümrük Birliği anlaşmasından dolayı gelen kota ve fark vergileri piyasada hoş karşılanmayacak… Bu aşamada ben de gümrük mevzuatları konusunda biraz çalışmam ve ders almam gerektiğine karar verip kısa süreli bir kursa gittim…”

İşte sonuç…

“Gümrük tarifeleri ve vergi mevzuatlarını da öğrendin mi?”

Şimdi aynı dilden konuşmaya başladık… İşin güzel tarafı aynı konuyu konuşmaya başladık ve karşılıklı konuşacağız demek bu… İşte şimdi seviyeler eşitleniyor…

“Elbette efendim… Hatta hammaddeler ve dahilde işlem rejimi konusunda özellikle ders aldım…”

“Sizin arkadaşınız mı vardı yanınızda?”

“Evet efendim, beraber geldik… O da Hakan Bey ile görüşme yapıyor ama kendisi FMCG sektöründendir. Pek şansı olmayacak sanırım. Hakan Bey içeride bana bu konuda bu şekilde bir tüyo verdi…”

“Peki… Arkadaşınızı uyarın, sizi beklemesin, biz daha uzun konuşacağız… Onu gönderin ve bir hava alın, bu arada ben de bir iki acil telefonum var onları halledeyim… Direk odama gelin çağırmamı beklemeyin…”

“Peki efendim… Nasıl isterseniz…”

Artık istediğim yoldayım bu iş bu saatten sonra geri tepmez… Daha doğrusu ben izin vermem… Rakam sorun değil… Sonuçta işsizim ve parasızım ne verse zaten evet demek zorundayım… Hayatımda en hızlı yaptığım şeylerden biri rakamları büyüklüğüne göre ışık hızında sıralamak ayrıca 1’in 0’dan büyük olduğunu anlamam için parasız kalmama da gerek yoktu…

Önder’le konuşup durumu anlatınca direk uçarak kayboldu zaten… Bizim arkadaş grubumuz içinde bu yazılı olmayan bir anlaşmadır. İki konuda sonsuz derece birbirimize anlayış gösterirdik. Birincisi söz konusu bir kızla baş başa kalmak bir de bir iş veya para konusunda biriyle baş başa kalmak… İkincisi de ailemizden biri bir şey isterse veya ona zaman ayırmamız gerekirse… Bu konularda tartışma olmaz… O kadar ki ben daha geç çıkıp dönmek zorunda kalacağım diye Önder arabanın anahtarlarını da bana bıraktı… Dolmuş bulmak erken saatte daha kolaydı çünkü…

Odaya yöneldim ve ağır ağır derin nefesler alarak yürümeye başladım… İşte en heyecanlı kısma geldik şimdi… Flört saatlerimiz bitmek üzere ve en önemli kısım kim kimi öpecek? Pazarlık her zaman çok zevk aldığım bir konu olmuştur. Dünyanın her yerinde ve herkesle pazarlık edebilirim… Bence bu konuda da gayet iyiyim… Perakende sektöründen gelmenin getirdiği avantajlardan biri daha… Onun cebinden daha çok para çıkarmadan daha çok şey almayı başarmamın bir yolunu bulmam lazım…

“Ceki Bey ben geldim… Girebilir miyim?”

“Elbette… Arkadaşınız gitti mi?.. Bu arada başlamadan önce bir şeyler daha söyleyeyim içmek için… Bu sefer çay alalım mı?”

“Çok iyi olur… Ben de bir su rica edebilir miyim acaba?”

Ve konuşmaya başladık…

8

Pazarlık…

Dünya kurulduğundan beri var olan en yaygın ve ilk konuşma konusu bence… Hayatımızın her anında pazarlık ederiz… Her an… Hangi kanalı seyredeceğinizden tutun da bakkaldaki standart fiyatlı ürünler için bile alış veriş yaparken aslında bir pazarlık yaparız. Kimle konuşursanız konuşun ve konu ne olursa olsun bir pazarlık ve anlaşmadır.

Bir sigara almanın neresinde pazarlık var diyebilirsiniz. Bakkalın gülümsemesi veya nezaketidir oradaki pazarlık konusudur… Size göstereceği sıcak ilgi veya karşılamadır ki o da sizden nezaket ve saygı bekler… Hayatımda nereden alış veriş yaparsam yapayım veya ne almış olursam olayım hiçbir zaman parayı tezgâha yüksekten atmadım. O Amerikan filmlerindeki masadan kalkan kızgın adam tribidir veya barmenden viski isteme tribi… Bize uymaz… Parayı nezaketle ya bakkalın kendisine eline veririm veya yavaşça tezgaha bırakırım… Herkes kendi işini yapıyor… Şu zamanlarda olmasa bile ben çocukken herkes birbiriyle ailecek görüşürdü. Mahallenin bakkalı da olsa o benim Mustafa Amcamdı. Bu gerçeği bilip kabul edince herkesle saygı alış verişinde bulunmaya başlarsınız ki paradan çok daha değerli bir kredibilite yaratır… Sonra onu bol bol harcamanız mümkün…

    “Evet Tezer Bey yaklaşık 3 saattir sohbet ediyoruz. Sizi artık iyice tanıdığımı ve anladığımı düşünüyorum… Benimle çalışmak için ne istiyorsunuz? Zamanınız da olmadığına göre her şeyi bugün şimdi bitirmemizde fayda var…”

“Ceki Bey ben Satış Müdürü olmak istiyorum. Buna yetecek enerjim ve bilgim var…”

“Elbette ancak deneyiminiz yok…” gülümsedi… İlk defa… “Sizi anlıyorum… devalüasyon öncesi hayat standardınız yüksekmiş ve iyi kazanmak istiyorsunuz. Ancak burası da bir şirket korumak zorunda olduğumuz dengeler var…”

İşte bu klasik bir yalan… Ben de ilerde çok kullanacağım. Madem dengeler var ve korunmak zorunda o zaman herkesin birbirinin maaşını bilmesinde bir sakınca yok… Değil mi?

“Peki o zaman Hakan Bey ne alıyor öğrenebilirmiyim? Ona göre ben de bir seviye belirleyebilirim. Siz de gayet iyi anladınız ki Satış Temsilcisi görevi benim tatmin olacağım maaş getirisini vermeyecek… Bu durumda ne önerirsiniz?”

“Tezer Bey takdir edersiniz ki maaş bilgilerini sizinle paylaşamam… Herkesin kendi anlaşması kendisini bağlar ama benim ödeme dengelerimi de bozmamam lazım…”

“Ceki Bey elbette haklısınız, bu durumda size kimin ne kazandırdığını ve ne kadar faydalı olduğunu görmemiz gerekiyor değil mi? O zaman ben de kendi anlaşmam uyarınca beni bağlayacak bir rakam talep edebilirim… Sizce de adil değil mi?”

Bakalım nerede fikir birliğine varacağız… Off işte bu noktada seyrettiğim tüm poker filmlerindeki tüm hilelere ihtiyacım var… Az olmamalı… Matematikteki orijin noktası gibi… Noktayı nereye koyarsanız eğri oradan yükselmeye başlar… Kazanmanın en önemli kurallarından biridir bu… Ben nerede duruyorum o nerede duruyor ve kim diğerine kendisine çekecek?

“Tezer Bey önce sanırım görev tanımı konusunda bir anlaşma sağlamamız gerekiyor… Bence şöyle yapalım… Lütfen beni iyi dinleyin…”

“Buyurun efendim… Can kulağıyla sizdeyim…”

“Bu kadar bilgi ve sosyal çevreyle benim size Bursa’da ihtiyacım var. O kesin… Burada hem Hakan Bey var hem de Satış Müdürü olmak için biraz daha deneyime ihtiyacınız var. O yüzden sizi Bursa’ya geri yollamak istiyorum. Orada kalın, yaşayın ve iyi para kazanın… Öncelikle 4 aylık bir ön satış süreci yaşarız ürünlere ve şirkete alışırsınız ve eğer bu esnada benim Bursa’ya yaptığım satış ortalamasını bu 4 ayın ikisinde geçerseniz size bir ofis açarım, sekreter tutarım ve araba alırım… Kartvizitinizde de Bölge Müdürü yazar…”

“Bu 4 ay arabam olmayacak mı?” Şaşırmıştım… Sanayi ve fabrikalardan bahsediyoruz ve arabam olmayacak… O sanayi bölgelerine gidip gelmek, dolmuş veya otobüsler ben takım elbise kravat falan… Bittim ben… Hepsini bir kenara bırak günde beş fabrika dolaşacakken neden iki taneye gideyim… Aslında hiç te sportmence bir teklif değildi… Ama sonunu getirelim bakalım… “Efendim peki ben ne maaş alacağım? Bu durumda bir de prim hakkım olmalı değil mi?”

“Elbette… Size başlangıç olarak 17.000.- TL maaş vereceğim. Satılan her bir metre kumaş ve iplik kg’mı başına mal için de satış rakamı üzerinden %03 prim vereceğim. Bizim cent’lerle iş yaptığımız düşünülürse iyi bir teklif bu…”

“Efendim bana biraz az gözüktü… Ama bilemiyorum… Bu rakamı sadece bu dört ay için kabul edebilirim… Sizin için de uygunsa…”

“Siz ne istiyordunuz peki?”

“Ben net 25.000.- TL ile başlamak ve %05 prim düşünüyordum. Ayrıca cep telefonu, araba, ofis ve sekreterin tüm masrafları da şirket tarafından karşılanmalı… Haftada bir gün toplantı için İstanbul’a gelmem gerek ve Cumartesileri de fuar veya özel bir organizasyon olması dışında çalışamam… (Bay Ceki Musevi zaten Cumartesi çalışmıyor ki... Heyecandan bazı saçmalamalarım oluyor elbette) Son olarak kimle anlaşırsanız anlaşın 2 sene başarılı olursam İstanbul’a Satış Müdürü olarak gelirim…”

“Tezer Bey, henüz 24 yaşındasınız ilk profesyonel iş tecrübeniz ve yabancı bir piyasadasınız… Benim dediğim gibi başlayacağız… uzatın şimdi elinizi… Bu arada size hemen birkaç yüz lira avans vereceğim gidip üstünüzü başınızı düzeltip geri gelin… Eğitim ve şirket oryantasyonu vereceğiz size… Anlaştık mı?”

“Ceki Bey ben hakların verilmeyeceğini alınacağını bilirim… Dört ay sonra yeniden oturacağız burada…”

İkimiz de gülmeye başladık… “Bu arada sizin Bursa’ya satış ortalamanız ne kadar?”

“Ayda 2,5milyon dolar… Geçebilecek misiniz?”

Yutkundum…

9

Eğitim tahminimizden çabuk bitti. Üç günde her şeyi kapmıştım. Ceki Bey bana güzel bir çanta ayarlamıştı. İçinde fiyat listeleri, yükleme tarihleri gibi bilgilerin olduğu teknik dokümanlar Motorola 5200 cep telefonu ki kendisi ufak bir Sahra telefonunu andırır… İki pil ve masraflarım için 2.000.- TL havuz parası ile beni Bursa’ya geri gönderdi…

Ev ofis çalışmayı da pek sevdim o günlerde… Ev arkadaşlarım sabah işe giderken ben hala odamda yatakta telefon rehberlerimi kurcalıyor olurdum…

Keyfim yerindeydi… Cebimde param, işim ve cep telefonum vardı ki o sıralarda bir Allah’ın kulunda yoktu… Üstelik faturayı da şirket ödüyor… Yaşamak çok güzel…

Ceki Bey hala sevdiğim, zekâsına hayran olduğum, bana karşı inanılmaz saygılı, sevgili ve babacan bir adamdı… Tek sorunu çok fazla demagoji yapar içimi daraltırdı… O dört ay boyunca en düşük cirom 3,6milyon dolar oldu. İlk ayın sonunda maaşım bankaya 22.000.- TL olarak yattı ve Ceki Bey söz verdiği gibi dört ayın sonunda bana şehir merkezinde bir ofis açtı ve sekreter tuttu… Artık kartımda Bölge Müdürü yazıyordu…

Kartlarımı ilk olarak ailemin içindeki bir iki kişi de dâhil olarak benden bir bok olmayacağını düşünenlere dağıttım.  

Maalesef ilk sene sonunda Ceki Bey ile primler konusunda anlaşamadık. Çıkan rakamı ödemeyi kabul etmedi ve Bölgeye ait olan satışın değil kişisel satışın primini vermek istedi. Bölge Müdürü Bölgeye yapılan tüm satışın primini almalıydı bence... Çünkü çoğu zaman ikili oynardık. Ben iyi polis kötü polis oyunları veya son dakika patron patrona hayırlı olsun telefonları sebebiyle satışı onun kapatmasına izin verirdim. Bu durumda satışı o hep kendi hanesine yazıyordu. Doğal olarak kişisel satışta normalde alacağım primin 1/7sini almam gerekiyordu. Bölge müdürü primi tanımı ve satış kapatmalardaki ikili oyunların rol dağılımının dengesizliği yüzünden anlaşamadık. Parayı kabul etmedim. Hak ettiğim prim kadar bana transfer parası öneren rakip şirkete geçtim. Bir daha onu aramadım.

Ama hayat bana akmaya devam ediyordu…


Tezer Öner

Bookmark and Share

5.0 / 5
5 reviews
5
0
0
0
0
Enter your rating:
Tüm Hakları Saklıdır 2006 - 2021
Copyright 2006 - 2021


İçeriğe dön